Bodrum’daki Üçüncü Evin Hikayesi

Bir Bodrum'a Taşınma Hikayesi
Gökçe Devecioğlu
Bodrumluculuk

Bu yazı, sanırım size rakı balkonundan yazdığım son blog yazısı olacak. Haliyle bir miktar kişisel hüzün, biraz nostalji ve her zamanki gibi yeni başlangıçlar konusunda bol bol çocuksu heves içerebilir, baştan uyarayım. ☺

Bodrumluculuk’un kıdemli takipçileri, balkonunda ikinci yılı devirdiğim, Bodrum’daki ikinci evimin hikayesini belki hatırlar. Daha da eskiler, mesela ayağımın tozuyla yazdığım ilk yazıyı bilenler, balkonlardan ayrılmanın bana ne kadar zor geldiğini ve evlere-mekanlara nasıl metrekarelerini ona katlayan anlamlar yüklediğimi de. 😌

Bugün, yeniden, Suadiye’deki balkonundan ayrılırken ağlayıp zırlayan o kız çocuğu olarak; buradan bakınca oyuncak gibi görünen Bitez İskelesi teknelerine, uzun süre kendi oyuncağım sandığım o kırmızı tekneye, Çelebi Adası’na, efsane gün batımlarına ve tabii her sabah bambaşka güzel bir manzaraya uyanmamı sağlayan Bodrum bulutlarıma veda modundayım. 😢 Gözümün önünden sürekli, bu evde geçen, Bodrum’a yeni yerleşmiş bir insanın insanlık için küçük, şehir insanı için büyük mutluluklarının flashbackleri geçiyor.

Bodrum'daki Üçüncü Evin Hikayesi
rakı balkonunda sıradan bir gün batımı

İki buçuk yıl sonra ise, insan “yeni” hissinden mecburen sıyrılmış sayılıyor ve taşınmakla yerleşmek arasındaki o fark kendini göstermeye başlıyor…

Bodrum’daki Üçüncü Evin Hikayesi

Aslında, sevgili rakı balkonumdan ayrılmak gibi bir niyetim hiç yoktu. Evet, “dağ başında” diye tarif etmeyi sevdiğim bu evin düzayak olmamak gibi bir dezavantajı vardı; ben de araba kullanmadığım için (kullanmıyorum, evet bunu “sigara kullanmıyorum” der gibi söylüyorum 👍) yer yer zorlanmam söz konusu oluyordu; ama böyle bir manzara da başka türlü insanın karşısına gelmiyordu. 😌 Evet, bu ev küçüktü, elektrik süpürgesini koyacak yeri bile yoktu; ama ben zaten küçük ev seviyordum, üstelik küçük evlerin Bodrum’da ısınma avantajı oluyordu. Daha da önemlisi, Bodrum’da yaşayan çoğunluğun aksine iş tempom çok çok yoğun olduğundan, “Bodrum’da ev aramak” denen o çılgın serüvene bir kez daha girecek zamanım kesinlikle yoktu…

Derken, yarışmaya İstanbul’dan katılan ve tam da o serüvenin içinde olan bir arkadaşımız, Bitez sahilde bulduğu bir evi gezmemizi rica etti. Tam da İstanbulların Bodrum’da yaşamayı hayal ederken gözünde canlandığı gibi, mandalina bahçeleri içinde, büyükçe bir evdi.

Evi gezdiğimiz gibi, derhal uçağa atlayıp bu evi tutmasını söyledim, hatta “daha iyisini bulmanız imkansız” diye abartarak ısrar ettim. Nedenini İstanbul’dan anlaması zor, çünkü Bodrum’a gelince insanın ev kriterleri tepetaklak oluyor! Bir zamanlar evin metrekaresine, kaç oda olduğuna, efendim mutfağı-banyosunun yenilenip yenilenmediğine takılırken; şimdi denize uzaklığına, ne kadar doğa içinde olduğuna, nasıl ısınacağınıza, sıcak suyuna filan bakıyorsunuz. Bodrum’da yaşayacaksanız, Bodrum’da yaşadığınızı en çok hissedeceğiniz evin peşine düşüyorsunuz. 💚

Bodrum'daki Üçüncü Evin Hikayesi
Bitez’de yaşamak denince aklımıza gelen ilk sahne

Bu yüzden, arkadaşıma bildiğim en geçerli ev tutma sebebini sayıklıyorum: “Çok Bodrum!”

Mesela şömine, diyorum. İki yıldır, Bodrum’a yerleşmemle birlikte ortaya çıkan ve faturasını kendi içimde klimalara kestiğim kronik alerjik astım teşhisimle mücadele ederken, “hani hayatımız mis gibi odun kokacaktı!” diye iç çekiyorum. 🙄 Sonra, bahçe. Bahçeli evin bakımı zormuş, biliyorum ama, yine de içimizdeki o biber filan eklemek isteyen aç şehirliyi susturamıyoruz işte. 😝 Hele ki mandalina bahçesi; herhalde Bodrum’a yerleşme hayali kuran her naif İstanbullunun en klasik hayali. 🧡 Bodrum emlak çılgınlığındaki hayaller-gerçekler uçurumu bir yana; bana göre en büyük avantaj bir evin denize yakın, yokuşsuz, düzayak olmasında. Dağ başından bakkala bile arabayla gitmek zorunda kaldığımız için, buraya yerleştiğimden beri kaç kilo aldığımı da anlatıyorum, ama ne fayda! 🤨 Arkadaşımızın pek acelesi yok; daha doğrusu, Bodrum’da ev bulma işini İstanbul’dan halledebileceğini sanan herkes gibi, burada kiralık ilanı çıkan iyi bir evin nasıl beş dakika içinde tutulduğundan, adeta havada kapıldığından habersiz! Çok da içine sinmiyor, biraz daha bakınacaklarını söylüyor…

Telefonu kapadıktan sonra, söz konusu evi överken kurduğum cümleler bir süre kafamda yankılanıyor. “Çok Bodrum!” derken kastettiğim bütün o tatlı klişeler, bu sefer gol sanarak onlar adına heyecanlandığım o yeni bir hayata başlama hissi bünyemi terk etmek bilmiyor. 😳 Bodrum’a taşınmak üzere olan, gezdiği her evde orada geçecek mutlu sahneleri gözünde canlandıran, bir apartman dairesinden çıkıp verandadaki turuncu bir şezlonga yayılmak için can atan İstanbullu hevesi iki buçuk yıl sonra yeniden hortluyor!

Ve olan oluyor; mandalina bahçesi içindeki o ev beş dakika içinde tutuluyor… 🤗

Rakı Balkonu, Mandalina Ağacı ve Yeni Hayat Heyecanı!

Aslına bakarsanız, size bahsettiğim bu hikaye, yaklaşık bir ay önce gerçekleşiyor. O gün bugündür taşınmaya bile zaman bulamayan kahramanımız; bir yandan rakı balkonuyla vedalaşma zorlukları içinde kıvranırken, bir yandan kendine sürekli olarak Suadiye’den Bodrum’a taşınma hikayesini hatırlatıyor: Şehirlere, caddelere, evlere, balkonlara, mekanlara en yüksek dozda sadakatle bağlanan, iflah olmaz bir müdavim ruhu taşıyan, “anısı var” başlığı altında hiçbir şeyi atamayan bir insan bile olsanız; yeni denen kelimenin peşine bir kez takılırsanız, hayatınıza eklenen her yeni şeyin sizi nasıl yeni bir insana dönüştürdüğü fikrine tutulacaksınız. 😍 Belki büyük bir şey yapmıyorum; altı üstü Bitez’den Bitez’e, şu anki evime beş dakika mesafeye taşınıyorum. Ama iki buçuk yıldır, biraz olsun yer değiştirdiğimiz her anın, hayata bakış açımızı değiştirdiğini artık çok iyi biliyorum. 😌

Bu hafta, taze Bodrumlu olarak iki yıldır kendimi bulutların üzerinde hissettiğim bu balkondan, ayaklarımın biraz daha yere basacağı bir yere geçiyorum. Sözleşmemde “mandalina ağaçları sulanacak” diye bir madde olmasına tekrar tekrar gülümsüyorum. Çok Bodrum. ☺ Tam da cicim aylarımız geçmiş midir derken, daha önce deneyimlemediğim şeylerle, daha çok Bodrum! 😇 Turuncu şezlongumu o bahçeye koymak, kendime küçük bir rakı ağacı yapmak, çocukluğumdan bu yana ilk kez biraz toprakla oynamak, biber ekelim diye annemi darlamak, Bodrum’da hayatıma katılan birbirinden güzel yeni insanları o verandada toplamak, mangal başı olmak, komşu çiftle kaynaşmak, daha da uzun masalar kurmak için sabırsızlanıyorum. 🙏

Tüm taşınma hikayeleri bir yana, kendi tecrübemden yola çıkarak, bu bahar hepimiz için sadece daha çok “yeni” diliyorum. Anlatacak yeni hikayelerimizin olmadığı, hayat hakkında bu yaştan sonra öğrendiğimiz yepyeni şeyleri paylaşmadığımız sürece, rakı balkonlarının bir değeri var mı bilmiyorum…

Hala kolilerimi toplamayı başaramadım ama, anlayacağınız en baştan Bodrum’a taşınıyorum. Bir Bodrum’a Taşınma Hikayesi‘nin buradan, kaldığımız yerden, yeniden devam edeceğini umuyorum. 🤗

#Bodrumluculuk dolaylarında bu hafta

Bodrumluculuk.com (@bodrumluculuk)’in paylaştığı bir gönderi ()


Son olarak, şu an bu yazıyı yazdığım evde benden sonra yeni bir hayata başlayacak olanlar için de buraya biraz dilek bırakmak istiyorum. 😇 Kendi adıma – rakı balkonunda uyuyakalıp sinsi bir örümcek tarafından zehirlendiğim gece bile dahil olmak üzere!! – bu evde geçirdiğim her gün çok mutlu oldum; ve mutluluğun bulaşıcı olduğuna hiçbir şeye inanmadığım kadar inanıyorum. Umarım buraya yeni taşınacak küçük hanım da her sabah balkona koşup “PEMBE BULUTLAR!” diye kimsenin pek anlam veremeyeceği sevinç çığlıkları atar. Umarım rakı balkonu hep en çok sevdikleri insanlarla ve harika hikayelerle dolar. Belki bizim için de bir duble içerler ve bize musmutlu bir gün batımı fotoğrafı yollarlar. 🙏 Sitedeki sevgili kedilerimiz Haydut ve Teyze’ye çok iyi bakın olur mu?

Hoşça kal rakı balkonu. 💙

Gökçe Devecioğlu
Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Reklam yazarı. 7 yıldır Bodrum'da yaşıyor, Bodrum hakkında yazıyor. Müziğe, güneşe, kitaplara ve değişime inanıyor. Kahkaha desibeli yüksek insanları seviyor. Hayatı film sanıyor.