Tüm Zamanların En İyi Yeni Yıl Kararı: Taşınmak!

Bir Bodrum'a Taşınma Hikayesi
Gökçe Devecioğlu
Bodrumluculuk

Malumumuz, aralık ayının son günleri, yeni yıl kararları alma festivali. Pazartesi diyete başlamalar, ocakta spora yazılmalar, daha çok yeni insanla tanışmalar, sigarayı azaltmalar havalarda uçuşacak. Şubat gelince de hepsi yalan olacak. 😊 Bu yeni yılın biraz olsun fark yaratmasını istiyorsak size bol zahmetli, ama kesin sonuç garantili bir çözüm önerim var: Taşınmak!

İlla Bodrum’a taşının demiyorum. Tabii ki mümkünse emekliliğinizde taşınacağınızı sandığınız o küçük sahil kasabasına hemen bugün taşının. Mümkünse İstanbul’dan taşının. Durumunuz varsa başka bir ülkeye taşının. Yeter ki taşının! Görüyorum ve artırıyorum derseniz ne ala, ama bu yazıda taşınmak derken kastedeceğimiz şey “başka bir hayata” taşınmak aslında…

Kendinden Taşınamayanlar Kulübü

Hayatımdaki ilk taşınmam, 9 aylıkken Bağdat Caddesi’ne olmuş. Bunu takip eden 32 yıl boyunca, Erenköy’den Caddebostan’a, Caddebostan’dan Suadiye’ye sıralamasıyla; hep Bağdat Caddesi’nden Bağdat Caddesi’ne taşındım. İstanbul’u sevemiyorum, ama Bağdat Caddesi benim için İstanbul’un kurtarılmış bölgesi. Ve insanın çok çok sevdiği bir şeyle erken tanışması çok tehlikeli. “Daha iyisi yok ki” diyorsunuz ve oraya gönül rahatlığıyla demir atıyorsunuz. Siz buna inanıyorsanız daha iyisi zaten olamaz da, daha “başka” olanı ıskalıyorsunuz.

Her birimiz, “kendinin en iyi versiyonu” olmanın peşinde maaşlı ölümlüler olarak, aralık sonunda aldığımız tüm kararlarla çelişecek şekilde, “yeni”ler edinmek konusunda çok tembeliz. Yeni insanlarla tanışmanın peşinde koşmayız, yeni bir ilişkiden bahsedildiğinde “ohoo şimdi tanışacaksın da, alışacaksın da..” sloganlarımızı patlatırız, iş değiştirmek söz konusu olduğunda kredi kartı borçlarımıza sığınırız, saç modelimizi değiştirmeyi bile aylarca masaya yatırırız. 😝 Kendimize yeni bir hayat kurmak şöyle bir dursun, çoğu zaman kendi hayatımızı yaşamak konusunda bile üşengeciz. O kadar zahmete gireceğimize işten eve gelince ayaklarımızı uzatıp dizi izleriz!

Şimdi kendi tembelliğimden aldığım güçle konuşuyorum. 2 ay kadar önce, nihayet “en iyi” dediklerimi bir yana bırakıp, artık “başka” bir şeylerin peşine düşmek üzere Bodrum’a taşındım. “Bodrum’a taşınmak” derken neden bahsettiğimin çok az farkındaymışım… 😳

Taşınmak iyidir.
Gitmek iyidir.

“Yaşamak” Zorunda Kalmak!

2 ay gibi kısacık bir sürede ortaya çıktı ki; taşınmak, olduğun insanın son sürümünü değiştirmenin en kısa yolu. Sizi kendinizin başka bir versiyonu olmaya zorluyor. Daha çok seveceğinizi tahmin bile edemeyeceğiniz şeylerle şaşırtıyor. “Taşınmak” denen şey asla bir şehir, bir adres değişikliğiyle kalmıyor. Taşındığınız yer sizi en İstanbullu, en pijamalı halinizle alıp, başka bir yere taşıyor. 

Üstelik tüm bunlar, alıp alabileceğiniz tüm yeni yıl kararlarının aksine, çok hızlı yürürlüğe giriyor! “Üşenmek bizim işimiz” demiştim ya; üşenmemek zorunda kalıyorsunuz. Böyle bir karar vermiş olmak sizi sürekli arkanızdan itekliyor. İte kaka, zorla, cebren ve hile ile değişiyorsunuz. Çünkü artık en öncelikli projesi kendini mutlu etmek olan birisiniz. Bunun için yatırım yapmış, buraya getiremediğiniz ne varsa hepsini askıya almış durumdasınız. Öncelik, yanlışlıkla verdiğiniz muhteşem bir karar sonucu; sizin mutluluğunuz, sizin hayatınız. Yeni hayatınız. 😇

Kocaman hayatınızı bırakıp başka bir şehre taşındığınız andan itibaren, bu kararın hakkını vermek zorunda kalıyorsunuz. İstanbul’da olsanız pazar sabahı yataktan kalkmanız yaklaşık 154 dakika sürecekken, Bodrum’da güneşi gördüğünüz anda, “e bunu yapmayacaksam niye taşındım buraya!” naraları atarak deniz kenarına koşuyorsunuz. Taşındığınız yerin köşe bucağını keşfetmek için yollara düşüyorsunuz. Alışkanlıklarınızın hepsi ortadan kalkınca, yenilerini edinmek için bir sürü şey denemek zorunda kalıyorsunuz.

Normalde burun kıvıracağınız şeylere prim veriyorsunuz. Biri sizi bir yere davet ettiğinde mutlaka gidiyorsunuz. Tanıştığınız insanları, “memnun oldum” dedikten 12 saniye sonra isimlerini unutmak yerine; “potansiyel arkadaş” hanesine ekliyorsunuz. Her konuda yeniliğe açık olmak zorunda kalıyorsunuz. Ne oldu, hani buraya taşınmadan 5 dakika önce “yeni” olan her şeye üşeniyordunuz? “Burada yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum” derken bir bakıyorsunuz, hayatınızdaki ilk “yeni” şey bizzat siz oluyorsunuz! ❤️Taşınmak candır!

Sen taşın, gerisini Bodrum halleder…

Sonra, işler çığırından çıkıyor! Kıdemli Bodrumlu arkadaşlarımın ağız birliğine göre, 6 ay geçmeden Bodrum’a taşınmış sayılmazmışsın. Gel gör ki, daha ilk haftalar itibarıyla Bodrum seni değiştirmeye başlıyor.

Mesela İstanbulluların, yani kendinin, çok yüksek sesle konuştuğunu, çok hızlı yürüdüğünü fark ediyorsun. 😳 İstanbulluluğunu ele vermemek için sakin olmak zorunda kalıyorsun; yavaş yavaş sakinleşmeye başlıyorsun. Televizyon izlemek yerine etrafı izler oluyorsun. Telefonunu nereye koyduğunu unutuyor, pilinin bittiğini fark etmiyorsun. Daha çok okuyor, yeniden blog yazmaya başlıyorsun. 😉

10’lu yaşlarından beri bisiklete binmemiş adamsın, şimdi sorsalar bir an önce bisiklet almak zorundasın! Bunca yıl motora-arabaya hiç ilgin olmadı, şimdi her motorlu kadın geçtiğinde “turuncu da bir kask alırım” hayallerine dalıyorsun. Çikolata dahil hiçbir tatlıyı sevmezdin; dün mandalina reçeli yetmedi, eve acı biber reçeli getirdin… ☺️

Rivayete göre bir gün gelecek, pazara gidip Ege otları alacak, ağzına balıktan başka et koymayacaksın. Ege usulü beslenmek otomatik diyet, bisikletle gezmek otomatik spor olacak. Sen kendini Bodrum’a emanet et, bir pazar sabahı bir bakacaksın, geçen sene adını bile bilmediğin yeni en yakın arkadaşlarınla balık tutmaya çıkmışsın! 💙

Uzun yeni yıl mesajının kısası…

6 ay barajını atlatmadan olta almak da, büyük konuşmak da istemiyorum ama, Bodrum’da yaşadığım şu kadarcık zamanda öğrendim ki “yeni bir yere taşınmak” sihirli bir şey. Zaten, yaşadığımız yer, hayatımızı hayatımız yapan şeylerin yarısı. Sabah uyandığımızda gördüğümüz ilk şey = bütün günümüzün hangi ruh haliyle geçeceği. Evden çıktığımızda nereden-kimlerin yanından geçtiğimiz; güne gülümsenerek mi, korna azarı işiterek mi başlayacağımız demek. Günlerimizin nasıl geçtiği = hayatımızın nasıl geçeceği. Onu yönlendirmenin, seçmenin, değiştirmenin adı “taşınmak”. Kendimizin en çok seveceğimiz sürümünü bulmanın yolu, yenisini indirmekten korkmamak.

Bu senenin festival döneminde kendinize bir güzellik yapın: Taşının! Hobi olarak taşının. Taşınmak sadece bir şehir, bir adres değişikliği değil. Her taşınma hikayesi, bir “kendini mutlu etme projesi.”

🎄 Herkese mutlu ve “yeni” yıllar! 🎄

Gökçe Devecioğlu
Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Reklam yazarı. 7 yıldır Bodrum'da yaşıyor, Bodrum hakkında yazıyor. Müziğe, güneşe, kitaplara ve değişime inanıyor. Kahkaha desibeli yüksek insanları seviyor. Hayatı film sanıyor.