Cesur Kedi’nin Hikayesi

Bir Bodrum'a Taşınma Hikayesi

Cesur Kedi, bundan 7 yıl kadar önce, henüz bebekken, onu hırpalayan kedilerden kaçarak kendini Bostancı’da bir prodüksiyon şirketinin ofisine attı. Bir yıl orada yaşadı, ofisin bahçesinin tadını çıkardı. Ofis kapanınca Caddebostan’a taşınarak ev kedisi oldu, birkaç yıl sonra da Suadiye’ye taşındı. Daha minicikken dayak yediğinden midir, tekirliğinden midir bilinmez; hep ürkek bir kedicik oldu. Bundan 3 ay önce, uzun zaman sonra yeniden kutusuna kondu; Cesur, Bodrum kedisi oldu.

cesur bodrum kedisi oldu 😽📦 #bodrumluculuk

Gokce Devecioglu (@gukte) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Cesur, kendini o zamanlar ‘kedileri çok sevmem ya, köpek insanıyım’ diye tanımlayan aplasının ilk kedisi.  Başka da olmadı zaten, bir tanecik. Köpeğim vardı, onun ölümünü atlatmam çok uzun zaman aldı. Hatta bu hikayeden sonra fark ediyorum ki, nerdeyse 10 yıl olacak, hala bile atlatamamışım. Haliyle Cesur Kedi’nin üzerine olağanın çok üstünde titrendi hep. Aman kaçmasın, başına bir şey gelmesin diye kapı baca binlerce kez kontrol edildi. Cesur Kedi bunca yıldır bir kez bile hastalanıp veterinere gitmedi. Bodrum’a gelirken ilk kez uzun yola çıkıyor diye bütün yolculuğu gözünün içine bakarak, mini panik ataklar eşliğinde geçirdim. Buradaki yeni evine çok hızlı alıştı diye büyük sevinmiştim…

#bodrum ketisi oldum ben yaa 😽

Gokce Devecioglu (@gukte) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Tam da buraya en son “Kaybolmak İyidir” diye bir yazı yazmıştım. Tam da “Kedi Olacaksan Bodrum Kedisi Olacaksın” diye bir yazı yazacaktım, Bodrum insanın hayvanseverliğini anlatacaktım. Bir sabah uyandım, Cesur etrafta yok. Ara ara, yok. Nasıl olur bilmiyorum ama, pencerelerden biri üstten hafif aralık. Bizimki çok akrobatik, rahatlıkla çıkar ordan. Çok da meraklı. Olacak iş değil ama, kaçmış işte. 😱😰

Bodrum Sokaklarında “Cesuuur” Diye Bağırarak Dolaşan Delinin Hikayesi

Kendimi dışarı nasıl attım bilmiyorum. Tahminen gece kaçtı, saat sabah 6. Ev tam caddenin üzerinde, gece geç saatlerde bu caddeden arabalar çok hızlı geçiyor. Cesur sokaklara hiç alışık değil, insanın aklına kötü şeyler geliyor, düşünmemeye çalışıyor. Her taraf insan, trafik, bol bol köpek. Kesin çok korkacak, bir yere saklanacak. İlk defa evden çıktıysa fazla uzaklaşmaz diyorlar, yakın çevreyi köşe bucak arıyoruz. Yok.

Kedi evine döner diyorlar, bulamadıkça ve saatler ilerledikçe tek umudumun onun dönmesi olduğunu fark etmeye başlıyorum. Ama bu da zor bir ihtimal, çünkü buraya yeni taşındık, burası hemen evi olmuş mudur ki… Yeni taşındığımız için ben de ne nerede arayacağımı biliyorum, ne kimden yardım isteyeceğimi. İnternete koyalım, ilan basalım desek tasması yok ve bütün tekirler birbirine benziyor. Her şey dezavantajımıza gibi görünüyor. Bugün Bodrum’da hava soğuk ama güneşli, yarın sağanak yağmur ve fırtına geliyor. İçimden bir ses sürekli “dayanamaz” diyor ve ağlamaya başlıyor.

12 saat boyunca, Marina civarında ne kadar mekan, dükkan, köşe bucak; yukarılara doğru ne kadar Eskiçeşme sokağı varsa hepsini yüz tur dönüyoruz, yok. Hava kararınca iş daha da zorlaşmaya başlıyor. En azından civardaki insanlarda resmi olsun, telefon numaram olsun diye hızlıca bir afiş bastırıp dağıtmaya başlıyoruz. Bizimkinin ayırt edici özelliği kepçe kulaklarından ve beyaz pala bıyıklarından ibaret olduğu için, benim dışımda birinin o olduğunu anlaması yerlerde sürünen bir ihtimal, ama bir ihtimal, bir sürü çaresizlik. Yeter ki, tekir herhangi bir kedi bir yere sığınmaya çalışırsa onu içeri alsınlar. 🙏

Çok daha fazlasını yapıyorlar… 😻

Kocaman Teşekkürler Listesi

Önce, geçen onca saate rağmen hala çok uzaklaşmamış olacağı umuduyla Marina civarındaki restoranlara derdimi anlatıyorum. İstanbul’da olsak büyük ihtimalle tam da yemek saatinde ayaklarına dolanmamı değil yardımla karşılamak, sadece kedicikleri değil beni de bir an önce kapı dışarı etmeye çalışırlardı. Tam tersine; mekanın içinde defalarca “Cesuuur” diye turlamama izin verenler, “ilanın büyüğü varsa kapıya asalım” diyenler, bahçesini deposunu aramamıza izin verenler…. En yoğun saatlerinde işi gücü bırakıp dinleyenler, akıl verenler, teselli edenler, buralarda bir tekir vardı diye fotoğraf gösterenler… Teker teker yazmak zor ama, en çok Kasap Döner‘e, Sünger Pizza‘ya, Musto‘ya, LaTapa‘ya, Zazu‘ya duyarlılıkları için kocaman teşekkürler. Bizi her gördükleri tekir için defalarca arayan Marina Yacht Club ahalisi, defalarca içeri girmemize izin vermekle kalmayıp, çöpleri-depoları bizimle beraber arayan Milta Marina güvenlikleri, deli kadın her geçişinde “hala bulamadınız mı?” diye sorup bizi yönlendiren Carrefour abiler, defalarca telefon eden Creperie‘nin tatlı insanları, Milta Marina içindeki neredeyse tamamı seferber olan mağazalar… Bir de Kahve Dünyası‘nda takılan iki tekircik vardı, onlarla ilgili olarak defalarca telefonum çaldı, 36 saat boyunca en az 36 kez Kahve Dünyası’na koştum, oranın birbirinden iyi niyetli çalışanları sanırım daha fazla destek olamazdı. Tabii saatler ilerledikçe Bodrum kazanı Marina’nın dışına da taştı, yazmakla-saymakla bitmez ama, (Sahil Güvenlik ve Başçavuş’a kadar gidiyor aslında!!), Meyhaneler Sokağı civarındaki otopark abilere ve Kalabalık‘a da verdikleri moral için teşekkürler bir daha… Sonra, Bodrum’un ünlü hayvanseverleri var. Baktığı hayvan nüfusuyla bir Marina markası haline gelen ve bize nerelere bakabileceğimizi üşenmeden defalarca anlatan Stella Halı teyze; Terzi Uyar, otopark görevlisi Yusuf Bey, Marina’daki kedileri peşine takıp daha güvenli olan iç sokaklara götüren Rengin Hanım… Saydıkları her yeri defalarca aradım, o an panik ve üzüntüden farkında olmasam da bu vesileyle birbirinden güzel sayısız insanla tanışma şansı yakaladım. Konuştukça anlıyorsun ki çok fazla insanın bir hayvan kaybetme hikayesi var; bu yazıyı bu kadar uzatıyorsam biraz da başınıza benzer bir hikaye gelirse elinizden neler gelebileceğini anlatmak için aslında.

Hikayenin bir de internet tarafı var. Böyle durumlarda Facebook’un gücü malumumuz, ama diyorum ya yeni taşınmışız, Facebook listemde toplasan Bodrumlu 10 arkadaş ya var ya yok. 😔 Bu blog’un Facebook sayfasında daha çok Bodrumlu var, oradan paylaşalım dedik. Sonra İstanbullu arkadaşlarımız duruma el attı, herkes Bodrum’da tanıdığı kim varsa zincirleme etiketlemeye başladı. Yorumlarla tavsiyeler geldi, mesajlar geldi, telefonlar çaldı, Whatsapp’tan onlarca tekir kedi fotoğrafı yağdı. ☺ Ertesi sabah kime soracak olsam, kedimizi aradığımızdan haberi vardı! 😳 Bu arada şunu da özellikle yazmak istiyorum; biz İstanbullu kafasıyla elden ele dolaşan afişe “BULAN ÖDÜLLENDİRİLECEK” yazmıştık ama, bir tek kişi bile ödül konusuyla alakadar olmadı. Herkes hayvan sevgisinin nasıl bir şey olduğunu iyi biliyordu ve sadece doğru cümleleri kurmaya çalışıyorlardı…

Cesur’u Bulduk!

Tüm bunlar olurken, Cesur’un kaçmasının üzerinden tahmini 40 küsür saat, benim sokaklarda onu aramaya başlamamın üzerinden neredeyse 36 saat geçti. 😔 Yakınlarım beni “En azından Bodrum gibi hayvanları çok seven, kollayan, besleyen bir yerin sokaklarında olacak; için rahat olsun, ya İstanbul’da olsaydı?” diye teselli etmeye başladı. Hem 45 gün sonra evine dönen; çok uzaklardan bile evinin yolunu bulan kediler vardı… Ama telefonum o kadar çok tekir için çaldı ve o kadar hiçbiri Cesur çıkmadı ki, içimi yavaş yavaş “Cesur hayatta ve buralarda olsaydı mutlaka birinden biri o çıkardı” karamsarlığı sardı. İkinci gün havanın kararmasına birkaç saat kala, şu en korktuğum şey oldu ve Bodrum’un kabus sağanak yağmuru yağmaya başladı.😢

Şu “son kurşun” denen dönemece girdiğimizde, bütün Marina ahalisinin seferber olduğu halde Cesur’u bulamayışına ters köşeden bakıp, onu bir kez daha yukarılarda aramaya karar verdim. Facebook’tan gelen yorumların çoğu en gizli saklı yerlere bakın, kuytu bir yere sığınmıştır diyordu. 36 saattir yaptığım gibi; elimde salladığım ödül maması kutusu, her erişemediğim köşe bucağa “Cesuur” diye seslenmeye devam ettim.

Derken, birçok kişinin beni yönlendirdiği otoparkın hemen arkasındaki sokakta, oldukça yukarıda bir binanın demir parmaklıklı merdivenlerinin arkasından minicik kafasını uzattı. ❤🎉🙏

Hayvan beslemiş herkesin çok iyi tahmin edebileceği gibi hikayenin bundan sonrası hep sevinç göz yaşı. 😊 Hala onu bulduğuma, yeniden yanımda uyuduğuna, akrobatik şovlarına kaldığı yerden devam edecek kadar turp gibi olduğuna inanamıyorum. Kafasını uzattığı o sahne gerçek olamayacakmış kadar mucize; geçirdiğim 36 saat, o an korkunç olsa da, şu an herkesin birbirine yardım ettiği, sıcacık bir kasaba filmi gibi geliyor. Kimsenin küçücük bir tekir kediyi küçümsememiş olmasına, herkesin gece-gündüz “cesuur” diye bağıran deli kadına yardım etmeye çabalamasına hala tüylerim diken diken oluyor.

Cesur Kedi Bodrum gecelerine akmış; biraz akşamdan kalma, saatlerce uyuyor… 😇

Ertesi sabah uyandığımızda Bodrum, sanki mümkünmüş gibi, daha da güzel bir yer oluyor. 💙

Herkese bir kez daha çok çok teşekkürler…

Gökçe Devecioğlu
Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Onedio'da 'komikli' reklamlar yazıyor. Müziğe, güneşe, kitaplara ve değişime inanıyor. Kahkaha desibeli yüksek insanları seviyor. Hayatı film sanıyor.