Bodrum’da Yaşamak Tatilde Yaşamak mıdır?

Bir Bodrum'a Taşınma Hikayesi

Hiç unutmuyorum; Bodrum’a taşınacağımı söylediğimde, yakın arkadaşlarımdan biri bana cevap olarak “Tatile taşınıyorsun yani?” demişti. 😋 Fikir kulağa tek kelimeyle mükemmel gelse de, gerçek hayatta olaylar öyle gelişmiyor tabii. Bodrum’a emekliliğinizi ilan edip yerleştiyseniz ne ala, ama Bodrum’a göç eden ‘genç nüfus’ kitlesindenseniz, işin rengi başka…

Bodrum’a taşınacaksanız, her zaman tatildeymişsiniz muamelesi görmeyi göze almalısınız. Özellikle taşındığınızı yeni ilan ettiğiniz zamanlarda, algıda önyargının önüne geçmeniz mümkün değil. Çok iyi hatırlıyorum; eski yoga salonumdan yeni sezon için aradıklarında ve onlara Bodrum’a taşındığımı söylediğimde, “aaa işi ne yaptın peki?” sorusuna istinaden (ilk soru her zaman budur), söze “ya ben evden çalışıyordum zaten, aynen devam” diye girip, uzun uzun hayat hikayemi anlatmış olmama rağmen, abla telefonu yine “iyi tatiller!” diye kapamıştı! Bodrum’a taşındığınızda sık sık duyduğunuz “oh, iyi valla!” tepkisi de cabası… 😝

Bitez'de sıradan bir iş günü
Bitez’de sıradan bir iş günü

Aslında, evet “iyi valla”; çünkü Bodrum’a taşındıysanız, bu gerçekten de her şeyden önce hayatınızı ofis sarmalından kurtardığınız anlamına geliyor. 👏🏻 Kendi adıma ben 9-6 çalışmaya devam ediyorum; hatta bu blogu yazmak gibi ekstra işlere vakit ayırmak için (bir de, artık malumunuz, gün doğumu izlemeyi çok sevdiğimden) 6-6 çalışıyorum desem yeridir.Benden daha şanslı olanlar çoğunlukta; burada tanıştığım İstanbulluların çoğu -genelde hala İstanbul’a- freelance işler yapıyorlar ve kendi zamanlarını yönetme şansına sahipler. İstedikleri zaman bir gece sabahlayıp bütün işlerini bitirip, ertesi günü deniz kenarında kitap okuyarak geçirebilirler. 👍🏻

Öyle ya da böyle, Bodrum’da yaşayanlar olarak “yaşamak” denen eylemin şu bir türlü atlatamadığımız gereğini illa ki yerine getiriyor, -size sürpriz olacak ama- hepimiz çalışıyoruz. Hatta İstanbul’un alternatifi bol koşullarına artık sahip olmadığımızdan, birçoğumuz para kazanmak için daha çok çalışmak zorunda kalıyor; mesafeler gereği daha çok strese girebiliyoruz. 😳

Köy dedim, tatil köyü demedim!

Üstelik, Bodrum ucuz bir yer değil. İstanbul’dakine biraz benzer bir hayat yaşıyorsanız, hiç değil.

Gece dışarı çıkacaksanız Caddebostan barlar sokağımızla kapışan fiyatlarla karşı karşıyasınız; güzel bir yemek isterseniz “salaş” meyhanelerin bile “ucuz” olmadığı gerçeğiyle yüzleşmelisiniz.💸 Evlerimiz İstanbul’dakilere göre daha küçük; ama Bodrum’un tadını çıkaracak bir manzaranız, bahçeniz, bir şeyiniz olsun isterseniz, kiraları bariz daha büyük. (Meraklısı için şurada Bodrum’da kiralar ne civarda sorusunu cevaplayacak bir ev arama günlüğümüz var) Üstelik yaşadığımız evlerin çoğu sitede, yani diz boyu aidatlarımız var. Yetmezmiş gibi doğal gazımız yok, elektrik faturalarımız bazı aylar bir stüdyo daire kirası kadar! Çoğumuzun sık sık İstanbul’a gitmesi gerekiyor, sabit giderlere her ay uçak bileti de ekleniyor. 😣

Anlayacağınız, Bodrum’a taşınınca hayat bir anda “her şey dahil tatil köyü”ne dönüşmüyor! 😊

Bodrum’a taşınanın misafiri bitmezmiş…

Tatil köyünde yaşamıyorsunuz ama, bir yandan da eğer İstanbul’da bırakıp geldiğiniz kocaman bir arkadaş nüfusunuz varsa, bir nevi pansiyon açmış sayılıyorsunuz. 😝“Pansiyon” işin şakası tabii; ama şu bir gerçek ki, siz yavaş yavaş Bodrumlu olmaya başlayıp İstanbul’a gitmemek için bahaneler ürettikçe; sizi özledikleri için, e tabii biraz da havalar ısınıp herkesi deniz-kum-güneş heyecanı sardığı için birer birer sizi ziyaret etmeye başlıyorlar. 😎 Bir yandan her hafta sonu başka bir arkadaşımıza kavuştuğumuz için sevinçten havalara uçuyor, bir yandan “hafta içi gelmeyin nolur, çalışıyoruz 🙏🏻” diye yalvarmak istiyoruz…

Şu ara, Bodrum’a benimle eş zamanlı olarak taşınmış ne kadar tanıdığım varsa, misafircilikten cümleten başımızı kaldıramıyoruz! 😇  Aslında bir bakıma iyi de oluyor; Bodrum’da taşınmakla ıskalama riskine girdiğimiz o “tatilci” ruhunu her gelenle yeniden yakalıyor; mecburen her gece dışarı çıkıyor, her gün başka bir koya gidiyoruz. Diğer yandan pazar günü plaja giderken bile yanımıza bilgisayar alıyor, “acil bir şey çıkarsa diye” açıklama yapmaya çalışırken başa dönüyor ve “BEN BURADA TATİLDE DEĞİLİM AMA” diye hıçkırarak haykırmak istiyoruz. 😝

Bodrum’da Yaşamak Tatilde Yaşamak mıdır?

Mayıs ayının anlam ve önemi benim için sadece bizi özleyenlerin birer birer ziyaretimize geldiği ay olması değil. Mayıs aynı zamanda içinde bulunduğum sevgili reklam sektörümüzün neredeyse en yoğun ayı. 😁 Şu ara, iş yoğunluğum gitgide yükselmeye başladıkça, “Bodrum’da yaşamak tatilde yaşamak mıdır?” sorusu da üzerime çökmüş durumda. Dün başımı bilgisayar ekranından kaldırıp, hemen önümde sere serpe uzanan masmavi denize bakmak için 5 dakikam bile olmadı mesela? 😳

Bitez renkleri
Bitez renkleri

Tam da hayali “Bodrum’da strese girmeyi başaran tek insan ödülü”mü kucaklamaya hazırlanmışken nihayet işler bitti, bilgisayarı kapattım, balkonumdaki turuncu şezlonga yayıldım, elime kitabımı aldım. Ve onu okumak yerine, bu seferki 5 dakika boyunca hiçbir şey yapmayıp sadece önümdeki maviye-yeşile boş boş baktım; sonra da kendimi önümdeki inekleri izlemeye kaptırdım! ☺ Ne olduğunu anlamadan yarım saat filan geçmişti ve bütün gün bilgisayar-telefon bildirimi peşinde koşturmamışçasına dinlenmiş sayılmıştım!

Bu minik sahne de benim için “Bodrum’da yaşamak tatilde yaşamak mıdır?” sorusunun cevabının değişmesinin hikayesi oldu…

Tatil dinlenmekse, ve bulunduğumuz yerin zamanı yavaşlatma gücüne sahip olması gibi bir hisse; Bodrum’da yaşamak kesinlikle tatilde yaşamakmış. 😍

Kıdemli büyük şehirliler olarak “tatil” tanımımız; hayatımızdan günde 8 saat çalan ofislerden ve minimum 2 saatlik iş trafiği bonusundan geçici olarak azad edilme lüksü. Tatil, deniz kenarında olmak için bütün yıl boyunca beklenen o 1 hafta. Ve ne kadar çok çalışıyor olursak olalım; bilgisayarı kapattığımız anda göz göze geldiğimiz şey plaza asansörleri değil, mis gibi doğa manzaralarıysa; mesai bitince yaptığımız şey dizi izlemek yerine inekleri izlemekse; itiraf ediyoruz, tatilde yaşıyoruz galiba. 😇

bitezde sabah trafigi 2
Bitez’de sabah trafiği

Belki stresli ve yorucu günler hayatlarımızdan Bodrum’da da eksik olmayacak; ama o günlerin sonunda kendimizi yatağa değil denize atıyorsak; suyun altındayken soyut-somut tüm gürültülerden, teknolojiden, insanlardan = gerçek hayattan sıyrılma şansına sahip oluyorsak, bundan büyük huzur yok aslında. Kendi adıma kişisel tatil tanımım, tek başıma denizin dibinde ilerlerken zamanın durduğunu hissettiğim o dakikalar. 💙 Deniz, girerken pek akıllı telefonlarımızı alamadığımız, gerçekten kendimizle kalmayı başardığımız, nefesimiz yettiğince “nefes aldığımız” tek yer ve her yerden daha özel.

Tatil dediğimiz, şu en sevdiğimiz yerde geçirmeyi seçtiğimiz zaman dilimiyse, kendi adıma “Evet, Bodrum’da yaşamak tatilde yaşamaktır!” diyebilirim herhalde.

Misafircilik mevzusuna gelince… 😇 Her birimizin ‘gerçek hayat’ temposu yüzünden, iki adım mesafede olduğumuz zamanlarda bile görüşemediğimiz en yakın arkadaşlarımızla 7-24 birlikte olup, kaliteli zaman geçirmenin yolu birlikte tatile gitmekse; Bodrum’da yaşamak o birkaç günlerin birleştiği kocaman bir tatil demek herhalde. (Hep gelin, daha çok kalın, olmaz mı? 🙏🏻)

Sezon boyunca biz çalışırken önümüzde sere serpe güneşlenen, gece biz uyumaya çalışırken cıstak yapan tatilcilere içimizden çok saydırmamız umuduyla;

Bodrum’a taşınan herkese iyi tatiller! 😎

Gökçe Devecioğlu
Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Onedio'da 'komikli' reklamlar yazıyor. Müziğe, güneşe, kitaplara ve değişime inanıyor. Kahkaha desibeli yüksek insanları seviyor. Hayatı film sanıyor.