Bodrum’da Çocuk Olmak!

Bir Bodrum'a Taşınma Hikayesi

Bodrum’da yaşayan insanların şanslı olduğunu düşünüyorsanız, bir de Bodrum’da yaşayan çocuklarla tanışmalısınız! Son bir haftadır duyurularını gördüğüm, Bodrum’da gerçekleşecek birbirinden tatlı 23 Nisan etkinlikleri vesilesiyle; önce “Bodrum’da çocuk olmak” fikrine tutuldum, sonra kendi çocukluğuma dönmüş bulundum…

Belki aramızda çocukluğunu Bodrum’da geçirmiş olanlar vardır. Bodrum’da çocuk olmak bir yana, eski Bodrum’da çocuk olmanın nasıl bir şey olacağını tahmin bile edemiyorum!  Bizim nesil ucundan kıyısından biraz yetişti belki; ama ben tatilci olarak bile pek yetişemedim; hatta Bodrum’dan çok Marmaris’te geçen çocukluk anılarım var diyebilirim. Bir de, yazlık ev anılarım var. Çocukluğunun yazlarını “yazlık” denen o büyülü yerde geçirme şansına sahip olmuş herkes gibi, benim de “çocukluk anısı” denince aklıma gelen anılar hep onlar…

En güzel çocukluk anıları: Yazlık zamanları

Benim jenerasyonumdaki çoğu İstanbullu gibi, bizim de yazlığımız büyük şehrimize bir-iki saatlik hafta sonu kaçışı mesafesinde, Silivri‘deydi. Okulu da çok seven bir çocuktum halbuki, yine de kuzenimle beraber bütün yılı yazlığa gideceğimiz zamanı bekleyerek geçirirdik desem yeri…

Okullar kapandığı gibi hep beraber yazlığa göç eder, yeniden açılana kadar orada kalırdık. Geçtiğimiz haftalarda kaybettiğim bir tanecik anneanneciğim hemen bahçe işlerine girişir; ön bahçeye çiçekler ekilirken ona yardım eder, bahçe sulama görevini biz minikler üstlenirdik. Erik, armut ağaçlarındaki bahçe mahsullerimizi “daha olmadı onlar” diyenlere inat gizli gizli, ekşi ekşi yer; oldukları zaman toplayıp komşu komşu gezer, bir de tabii kompostosunu içerdik. Kendi bahçemiz yetmezmiş gibi, en büyük eğlencemiz site çocukları olarak toplanıp, duvarlardan atlayarak komşuların bahçelerindeki meyve ağaçlarına girişmekti. Sanırım bizim sitenin çocukları dünyanın en tatlı hırsız çetesi olabilirdi. (Erde sitesinde kocaman bahçesi olan amca, bizi affet!)

Bodrum 23 Nisan
Aspat

Bir de ödev saatlerinden kaytarıp denize kaçmak vardı tabii. Bodrum‘da ne zaman denizin tadını herkesten çok çıkaran bir minik görsem, aklıma o yazlık zamanları; kapkara olana kadar plajda kaldığımız, kıyıdaki teknelerin üzerine çıkıp atladığımız; annemden izin almadan, kaçak yolcu olarak site amcalarıyla balık tutmaya açıldığım zamanlar geliyor. Hava kararıp, e mecburen denizden dönüldüğünde, biz duşumuzu alırken yükselen o mangal kokuları, yarışmaya çay bardağımızla katıldığımız uzuuun rakı sofraları; bugün Bodrum‘da balkonlardan-bahçelerden yükselen her kokuda burnumda tütüyor.

Sanırım, büyüyünce mutluluğu açık denizlerde ve uzun rakı masası sohbetlerinde arayacak, büyük şehrin samimiyetsizliğiyle bir türlü barışamayacak, 30 yaşında “geç bile kaldım” diyerek Bodrum’a taşınacak çocuklar böyle yetişiyor. 

Bodrum’da çocuk olmak!

Geçen gün, deniz kenarında, minicik mavi-beyaz teknesiyle oynayan bir çocuk gördüm.  Fonda da teknesinin büyüklerinden var. Minicik ayaklarını suya sokmuş, kıyıda oyuncağını yüzdürürken onu izleyip içimden “ve bu daha ilk teknesi!” diye düşündüm, “umarım büyüyünce de onu bu kadar mutlu eden kocaman bir teknesi olacak“.  Sonra aklıma İstanbul‘da tanıdığım, birbirinden pırıl pırıl çocuklar ve ellerindeki tablet ve türevi teknolojik oyuncaklar geldi; içim bir anda kötü oluverdi.  Maddi durum meselesi başka konu ama; bir çocuğun kendi akıllı telefonu olabiliyorsa, onun yerine minik bir bahçesi olsa keşke aslında.

Bahçe demişken, geçenlerde Bodrumluculuk Facebook sayfasına gelen ve beni büyük gülümseten bir yorumdan bahsedeyim. Arada bir Bodrum’dan Ankara’ya gitmek zorunda kalan minik kahramanımız, her seferinde denizi özlediği için hüngür hüngür ağlıyormuş.  Bir de, evlerin balkon kapıları hep bahçeye açılıyor sanıyormuş; Bodrum‘da öyle alışmış.  Yorumu okuyunca, İstanbul‘da, minicik boyumuzla ve ‘araba tutuyor’ yaşımızla; servis araçlarına tıkışıp trafikleri aşarak karşıya, okula geçtiğimiz zamanlar geldi aklıma. Sonra Bodrum’da yaşayan çocukların değil metrobüse, asansöre bile binmediklerini fark edip kıskandım adeta!

Bodrum 23 Nisan
Bodrum’da çocuk olmak böyle bir şey..

Bodrum’da çocuk olmak gerçekten harika: Senede birkaç gün değil, doya doya denize giriyor; taptaze bahçe mahsulleriyle, köy yumurtalarıyla besleniyor; okula bisikletle gidebiliyorlar. Yaşayanlar biliyor, Bodrum hayvan sevmezseniz çok da haz alamayacağınız bir yer; özellikle kışın insan başına en az 3 köpek düşüyor.  Bu şanslı miniklerin de ilk en yakın arkadaşları kediler, köpekler, hatta inekler, atlar oluyor. Hayvanları seven insanları sever derler ya; insandan yana da çok şanslılar aslında. En azından, büyük şehir mücadelesinde, herkesin -gerçek ve metaforik anlamda- bir kişi olsun öne geçmek için birbirini itip kaktığı İstanbul’a kıyasla.

Bodrum’da çocuk olmak, “yazlık anıları” kıvamında bir çocukluk yaşama lüksüne sahip olmak demek galiba.

Bodrumlu minikler, ne kadar ayrıcalıklı olduklarının muhtemelen farkında değiller ama, büyüyünce adına “büyük şehir” denen; tamamı asfaltta, plaza asansörlerinde, süpermarket kasalarında geçen; balkonların bahçelere açılmadığı; kimsenin birbirine günaydın diyecek vaktinin olmadığı şu hayat tarzına karışmak zorunda kalırlarsa, ne kadar mükemmel çocukluk hikayelerine sahip olduklarını fark edecekler mutlaka.

İster Bodrum’da ister İstanbul’da yaşasın; senede bir kez bile olsa, her çocuğun gerçek çocukluk anılarına sahip olması dileği şurada dursun; tüm miniklerin 23 Nisan’ı kutlu olsun.

Büyük şehir koşturmacasına yetişmeye çalışan “yetişkin”lere gelince; çocukluk, mutluluk denince sizde canlanan resim de denizden, doğadan, hayvan sevgisinden, bisikletten, komşuculuktan ibaretse, Bodrum’a bekliyoruz; Bodrum’da hepimiz hala çocuğuz. 💙

Gökçe Devecioğlu
Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Onedio'da 'komikli' reklamlar yazıyor. Müziğe, güneşe, kitaplara ve değişime inanıyor. Kahkaha desibeli yüksek insanları seviyor. Hayatı film sanıyor.