Pandemi Günlüğü: Bodrum’da Evde Geçen Bir Yazın Ardından…

Bir Bodrum'a Taşınma Hikayesi
Gökçe Devecioğlu
Bodrumluculuk

Bodrum’da pandemi dönemi, özellikle de yaz-kış burada yaşayanlar için, televizyon ve Instagram diyarlarına yansıyanlardan biraz farklı geçti. En azından bizim için öyle. Çok gerekli ihtiyaç durumları haricinde #evdekal hassasiyetini sürdürmeyi tercih ettiğimiz 7 ay boyunca; kalabalık ortamlara, etkinliklere, mekanlara, plajlara, hatta gezilere bile gitmemeyi daha güvenli bulduğumuz, ve çok sevdiğimiz okuyucu/takipçilerimizi de yanlış yönlendirmekten endişe ettiğimiz için, uzadıkça uzayan bir sessizliğe bürünmüş sayıldık. 😌 Hal hatır soran tatlı ve meraklı mesajlara arada bir ses vererek döndüm, ama pandemi yazının bizim cephede nasıl geçtiğini anlatacak fırsatı (ve sanırım soğukkanlılığı) bir türlü bulamadım. Geçtiğimiz günlerde, Bodrum’a taşınmamın 5. yıl dönümünü kutlarken gelen mesajlara büyük gülümseyince, sanırım biraz duygusallaştım ve en azından bizim Bodrum hikayemize kaldığımız yerden devam edebileceğimizi anladım… 🙏

Baştan başlayayım. Türkiye’deki ilk vakanın açıklandığı 12 Mart tarihinden 2 gün sonraki cuma akşamı, henüz mekanların dolmaya başlamadığı erken bir saatte, o sıralar fena halde sardığımız ve bunca zamandır da gözümüzde tüten Levant‘ta son bir rakıya oturduk. Normal şartlarda ertesi gün Bodrum Acı Ot Festivali’ne katılmayı planlıyorduk; festival iptal edilmemişti ama gün boyunca gelen diğer iptal haberleri nedeniyle ayın etkinlik rehberini defalarca güncellemek zorunda kalmıştım. 😕 Daha ikinci dubleye bile geçmeden kendi izolasyon sürecimizi başlatmaya karar verdik ve o gün bugündür hiçbir sosyal ortama girmedik.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Evde 4. gün. 😷 Self-karantina, okuduğun her haberden sonra kalkıp bir daha el yıkamaca, sabah akşam ev temizliği, kim bilir kaçıncı tur çamaşır; ne zamandır bizi bekleyen kitaplar, sakin bir kahve, limonlu bitki çayları, bahçeden C vitamini, morali (= vücut direncini) yüksek tutma çabası; her gece “yarın sabah hangi sayılara uyanacağız” paranoyası, “paniksiz önlem” telkini, sonra yine aksiyete, stok stok sabır. 🤕 Bir de, geçtiğimiz hafta sonundan bu yana, eve kapanmak için büyük şehirlerden yazlığına gelenleri belki anlıyorum ama, bunu “tatil” sananlara ve “bana bir şey olmaz” kafasıyla hala sosyal ortamlarda olanlara boş bakıyorum. 😓 Sadece evimizde oturarak, herkes için çok şey yapabiliriz. 🙏🏻 “Mesafe” zaten dönem dönem hep ihtiyacımız olan o kelime değil mi? Evimiz zaten dünyanın en güzel yeri, balkonumuz en sevdiğimiz mekan. Ne kadar sürer bilmiyoruz ama, bari elimizden gelen tek şeyi yapalım. 🙏🏻😷 #coronagünlükleri #bodrum #sosyalmesafe #sosyalizolasyon #evdekal #stayhome #evindekaltürkiye #hepimizevdeyiz #coronatürkiye

Bodrumluculuk.com (@bodrumluculuk)’in paylaştığı bir gönderi ()

İlerleyen günlerde vakalar ve kayıplar hızla artmaya, #evdekal tavsiyeleri sokağa çıkma ve seyahat yasaklarına ulaşmaya, Bodrum Belediyesi’nin “Bodrum’a gelmeyin, sağlık sistemimiz yetersiz” uyarıları içimizdeki korkuyu katlamaya başladı. Çoğunluk unuttu ama belki siz hatırlarsınız; orada burada panik dolu deneyimler okuduğumuz, pek bir şey bilmemenin de verdiği endişeyle küçük anksiyete ve paranoya nöbetleri biriktirdiğimiz haftalardı. Bodrum’un her yıl sabırsızlıkla beklediğimiz ilkbaharı elimizden kayıp gitmişti ve hepimizin aklında sezonun nasıl geçeceği vardı…

Pandemi Döneminde Turistik Bir Yerde Yaşamak

Bu tatsız dönemleri hızlı sarmaya çalışalım; zaten detaylı haber derlemelerinden uzun içerikler hazırlamıştık, meraklısı hala göz atabilir. Haziran başında “Yeni Normal” denen süreç başladı ve seyahat yasakları da kalktı. Bodrum’da 2020 yaz sezonu önceleri sessiz sedasız başladı; hatta bazı oteller-mekanlar risk almayarak bu yazı gözden çıkardı. 👏 Tabii sağlık kaygılarına ekonomik kaygılar da eklenmişti; bir noktadan sonra belediyemizin ve televizyonların söylemlerinde sanki pandemi her yerde az çok varmış da, Bodrum’da yokmuş gibi bir algı uyandı. 😣 Böylece bunca zamandır küçük apartman dairelerine tıkılan, fazlasıyla sıkılan, bunalan, tatil ihtiyacı tavan yapan veya evden çalışma durumunu fırsata çevirmeye çalışan herkes sahillerimize aktı. Pandemi normalleştirildikçe, Bodrum’daki yoğunluk da azar azar artıyordu; hatta bayram tatiliyle birlikte neredeyse mevsim normallerine kadar ulaştı. 😳

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

“Yeni normal” dedikleri dönemin ilk günü, ve seyahat kısıtlaması kaldırıldığı gibi yine “Bodrum girişinde kırmızı alarm!” manşetleri. 😷 Geride bıraktığımız neredeyse 3 aylık dönemi herkes başka yaşadı; herkesin kişisel hikayesi de, kaygıları da, korkuları da başka oldu. Bu yüzden sadece kendi adıma konuşayım; biz evde kalmaya devam edeceğiz, bu yazı gözden çıkarmış vaziyetteyiz. Belki bazı sabahlar çok erken, en tenha saatlerde biraz yürüyüş diye konuşuyoruz; başka hiçbir planımız yok. Sağlık olsun da, önümüzdeki yazlara bakarız. 🙏🏻 Şu tarihten itibaren herkes kendi sağlığından, önlemlerinden, tercihlerinden kendisi sorumlu. 😷 Umarım çoğunluk bilinçli ve yeterince tedbirli davranır; bu zor günler en hasarsız şekilde atlatılır. 🙏🏻 #bodrum #evdekal #bodrumluculuk

Bodrumluculuk.com (@bodrumluculuk)’in paylaştığı bir gönderi ()

Bodrum’da (ve aslında tüm sahil beldelerinde) ikamet edenlerde her yaz ister istemez oluşan, ve yazlıkçı-tatilci dostlarımızdan tepki gören şu “gelmesinler” psikolojisinden bu blogdaki yazılarda sık sık bahsetmiştik. ☺️ Hepimiz benzer ruh halleriyle boğuştuğumuzdan, elbette insanların yazlık evlerine kaçmasıyla, hatta büyük şehirlerden taşınma kararlarına koşmasıyla empati kurabildik. Empati kurmakta zorlandığımız şey ise, çoğu turistik işletmenin “insanlar tatildeler, kendilerini pandemi hiç yokmuş gibi iyi ve özgür hissetsinler”  yaklaşımıyla önlemleri fazlasıyla esnetmesi, maskeleri çenelere indirmesi; sadece yarımadamızı değil, bizzat kendi işletmelerini de çok zor durumlara sokabilecek riskler alabilmesi oldu. Bu saatten sonra herkes kendi sağlığından, kendi seçimlerinden kendisi sorumluydu; yapacak bir şey yoktu. 😔

Bodrum’da Evden Çıkmadan Geçirdiğimiz Bir Yaz

Kendi sağlığımız ve kendi seçimlerimiz dedim ya; biz evde kaldık. O kadar evdeydik ki, her yıl aksatmadan nisan ayında yaptığımız deniz sezonu açılışını, şu çok üşüyen arkadaşlarımız gibi temmuza kadar sarkıttık. 😅 Yaz boyunca da denize sadece sabahın 7-8’lerinde, en fazla 1-2 saatliğine gidebildik. Aynı sakin zaman diliminde bazı günler yürüyüş yapmayı tercih ettik. Tatile arkadaşlarımız geldi, görüşmedik, “seneye rakılar bizden” dedik. Bodrum’daki arkadaşlarımızı çok özledik, görüşmedik, kendimizi “dükkan bizim” diye teselli ettik. Ev alışverişi gibi ihtiyaçlarımızı o gün bugündür hep internetten hallettik. Marketten gelen ürünleri tek tek silip dezenfekte etmeye hiç üşenmedik. (Hala ediyoruz ve türümüzün tek örneği kaldığımızdan şüpheleniyoruz! 😂).

Gel zaman git zaman, en yakınlarımızdan bile “biraz abartmıyor musunuz?” temalı mahalle baskılarına maruz kalmaya başladık. 😣 Önceleri mücadele ediyorduk; “doğrusu bu” diyorduk, pandemi bitmedi ki?!” diye deliriyorduk; sonra sonra mücadele etmeyi bıraktık ve kafamızın ancak böyle rahat ettiğini söyleyip anlayışlarına sığındık. Bu dönemde, aslına bakarsanız sevgili ailemi bile evde tutmakta zorlandığım günlerde, herkesin algısının salgının çevrelerine ne kadar uğradığıyla paralel olarak değiştiğini anladım. Mesela ben, daha sokağa çıkma yasakları bile başlamamışken, yakın çevremden vaka haberleri almıştım ve virüsün hep yanı başımızda saklanabileceği hissinden (ki doğrusu bu) hiç kurtulamadım.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Maskesiz gezen rahat insanları izliyorumdur… 😕😷 #bodrum #bitez #bodrumluculuk #evdekal

Bodrumluculuk.com (@bodrumluculuk)’in paylaştığı bir gönderi ()

Siz de abarttığımı mı düşünürsünüz bilmiyorum ama, bu dönemde kendi adıma yaşadığım ruh halinin tek kelimelik özeti “anksiyete” oldu. Öncelikle, ailesine feci düşkün bir çocuk olarak, kronik hastalıklardan nasibini ucundan alan annem ve geçen sene hayati bir tehlike atlatan babam için aşırı endişeliydim. Ek olarak, hayatımda belki de ilk kez, ailemizin astım bakanı olarak kendi sağlığım için de. 😷 Geleneksel astım krizleri bahar şenlikleri boyunca kaç kez acile koşmayı göze alacak kadar paranoya yaptığımı, ateşim çıktığında kedim Cesur’un beni ne kadar özleyeceğini düşünüp çıldırdığımı, kafamda kurduğum senaryolar yüzünden uyku düzenimin nasıl sıfırlandığını ne siz sorun, ne ben anlatayım. 😏 Tabii keşke her şey korkmakla sınırlı kalsaydı; ama ne yazık ki tanıdıklarımızdan ilk günden bugüne hep vaka haberleri geldi, yakınlarımız yakınlarını kaybetti, katılamadığımız cenazeler kalbimizi deldi. Anlayacağınız, bizim cephede olaylar pek de “televizyondaki sayılar” ölçeğinde gelişmedi. 😞

Evde Olmayı En Baştan Sevmek…

Bizim cephede durum böyle olunca, evde kaldığım günleeer boyunca hiç söylenmedim; aksine evde kalabilecek kadar şanslı olmamıza şükrettim. Ne kadar şanslıydık ki işlerimiz, evimiz, hayat düzenimiz buna elveriyordu; “sıkıldım” demek en sıkıldığımız anlarda bile şımarıklık olurdu. Alt tarafı (çok iyi bildiğiniz gibi 😊) sosyal hayattan beslenen, uzun rakı masaları kurmayı seven, çok gezen bünyelerdik ve bunu törpülememiz gerekiyordu.

Salgın bizi sevdiğimiz basit şeylerden mahrum bırakırken, çaktırmadan da bize birçok şey ekledi. 37 yaşımda yemek yapmayı anca öğrenmem gibi! 😅 Bu vesileyle yeni pandemi kiloları biriktirdik; bahar gelince barbeküye düştük, bahçeye minik bir taş fırın bile aldık. Bazı akşamlar verandanın bir köşesine iki tabureli küçük bir bar masası yapıp Körfez müzikleri açtık. 😌 Çok kitap okuduk, bana iki yıl yetecek kadar film izledik. Çok temizlik yaptık, evi baştan baştan düzenledik ve bahçenin keyfini bunca yıldır hiç çıkaramadığımız kadar çok çıkardık. Eve temelli dönüş yapınca kendimize de dönmüş sayıldık; dinlenmeye ve genellikle burun kıvırdığımız o “evcil” hayat tarzını inceden sevmeye başladık.

Ev ne kadar önemli bir şeymiş, cümleten en baştan anladık. 💛

Eylül, Ekim ve Pandeminin Değiştirdiği Her Şey

Yaz boyunca Bodrum’un biraz sakinleşeceğini ve en azından denize girmenin-yürüyüş yapmanın daha rahat olacağını umduğumuz eylül ayına gün saydık desem, sanırım anlayabilirsiniz. Kronik his hep “beklemede kalmak” olsa da, zaman ilerledikçe, pandemi küçük değneğiyle sadece yaşam tarzlarımızı değil, bizi de değiştirmişti…

Eylül ayında, ani bir kararla, 6 buçuk yıldır tam zamanlı olarak sürdürdüğüm, evden çalışma vizyonu sayesinde Bodrum’a taşınmamı da borçlu olduğum sevgili işimden ayrıldım. Ekonomik olarak işten ayrılmak için muhtemelen en kötü zamandı, ama psikolojik olarak daha fazla strese zerre gücüm kalmamıştı. 😕 Fazlasıyla duygusal bir reklam yazarı olarak “pandemi”nin bir “brief”e dönüşmesini kaldıramamak, sosyal medyadan fazlasıyla soğumak, her an gündem haberleriyle iç içe olmaya dayanamamak, zamanı mesai günleri ve saatleriyle algılamaktan yorulmak, zamanın değerini anlamak, bunca yıldır zamanını nelere harcadığını saymak ve her 2. dublede aslında ne yapmak istediğini sorgulamak diye uzayan kocaman bir listem vardı. 😌 Olan olmuş, kafalar değişmişti; kimse evinden aynı insan olarak çıkmayacaktı.

Aslında, yazmak mesleğim ve hobim olarak hep demirbaşım olmakla beraber; hayatımın hep bilgisayar başında geçmeyeceği umuduyla, bugünler için minik minik hayata geçirmeye başladığım bir B planım vardı. Ne yazık ki yine pandemi nedeniyle (ve yine kendi seçimlerim sonucu) tamamen askıya alındı. Bu günler kaç sene sürer, zaman aşımına mı uğrar emin olamıyorum ama; sizin de okumaktan keyif alacağınızı düşündüğüm bir hikaye/tecrübe olacaktı. 😇 Korona denen kelime, çoğumuzun hayatındaki önemli dönemeçlerin tam ortasına düştü ve biz planlar yaparken hayatın bir meyhanenin en arka masasından bize nanik yaptığını kanıtladı. 😌

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

canım eylül, ne çabuk bitti 😌💙 #bodrum #bodrumluculuk #bodrum2020

Bodrumluculuk.com (@bodrumluculuk)’in paylaştığı bir gönderi ()

Sonra, tam da hani şu “Şehirden göç akımı başladı, Bodrum’da ev fiyatları/kiralar 3’e katlandı” haberlerinin televizyonlarımızı istila ettiği dönemde, telefon çaldı. Ev sahibimiz, oğlunun da o kervana katılacağını söyledi; “Almanya’dan oğlum geliyor” klişesi resmen başımıza gelmişti! 😓 Pandeminin ortasında evsiz kalma hissi, bunca ay evden çıkmamışken ev arama-taşınma gibi süreçlere girecek olmanın paniği ve tabii ne kadar çok sevdiğimizi bu dönemde çok daha iyi anladığımız evimizden ayrılacak olmanın üzüntüsü gündemimize/içimize oturuverdi. 😥

Neyse ki, Bodrum’un en sevdiğim mevsimi hızır gibi yetişti. 😌 Nihayet her gün denize gittiğimiz, özlediğimiz koylarla biraz mesafeli de olsa hasret giderdiğimiz; haftada bir mutlaka piknik yaptığımız, mangalları gündüz rakılarına taşıdığımız; Bodrum kışının gözünün içine bakarken sarı yazın huzuruna kavuştuğumuz bir ay oldu ekim. Her zaman yaptığı gibi, çok iyi gelmişti. 💛

Ekim, Ege Depremi ile sona erdi. 😔 30 Ekim günü, Bodrum‘da da fazlasıyla hissedilen ve İzmir‘i altüst eden deprem hepimizi sarstı, bir kez daha silkeledi. 2020 o kadar tatsız bir yıl oldu ve tatsızlıkları kadar dersleriyle geldi ki; şu saatten sonra kimsenin ruh hali “gelecek kaygıları”nı kaldıramaz gibi…

Şu an televizyonda hala devam eden enkaz çalışmalarının görüntüleri dönüyor; bir yandan da başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde vaka sayıları yükseliyor. Bu kış bizi daha neler bekliyor kimse bilmiyor. Bunca bilinmeyeni olan bir denklemde, sağlığımız ve sevdiklerimiz dışında her şeyin önemini kaybettiği gerçeği sabitleniyor.

Bizim cepheye dönersek, tam da bu yüzden, şu sıralar işleri, evleri, gelecekleri, planları, hayatlarımızın yarım kalmasını daha fazla kafama takmamayı öğrenmeye çalışıyorum. 😌 Ailemle vakit geçiriyor, yeni evimizi arıyor ve şömineyi yakacağımız o Bodrum kışı gününü bekliyorum. Arayı bir daha bu kadar açmayacağımız umuduyla, size yeniden yazmaya başlıyorum. 💙

Herkese sevdiklerine, psikolojisine, maskesine sahip çıkacağı; sağlıklı ve mümkününce huzurlu bir kış diliyorum. 🙏

Gökçe Devecioğlu
Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Reklam, seyahat ve blog yazarı. 5 yıldır Bodrum'da yaşıyor, Bodrum hakkında yazıyor. Müziğe, güneşe, kitaplara ve değişime inanıyor. Kahkaha desibeli yüksek insanları seviyor. Hayatı film sanıyor.